Dünya git gide daha güvensiz bir yer olmaya başlıyor. İşin kötüsü güvenlik konusu cezayı yine dünyaya kesiyor. İnsanlık olarak inanılmaz bir kısır döngü içindeyiz. Dünyayı, onun içinde kurduğumuz sistemi öyle bir hale getirdik ki kendi türüne ihanet eden insanoğlunu meydana getirdik.
Nasıl mı ?
Çok basit bir teori bu aslında. Kaynaklar tükendikçe hala varolanları korumak bile dünyanın kaynaklarına zarar vermeye başladı. Çok basit bir örnek,
“Atina Belediye Başkanı Dora Bakoyianni, Olimpiyatların güvenlik maliyetinin bir milyar doların üstüne çıkacağını söyledi.”
Bana göre inanılmaz bir rakam. Avrupa’da bir şehirde, üstelik tüm dünya ülkelerini ilgilendiren ve bir araya getirdiğini söylediğimiz bir etkinlik düşünün. Bu etkinlikte güvenliği sağlamak 1 milyar doları bulsun. Peki zarar verecek etken ne ? Yine biz insanlar.
“Roma, 1960 yılında olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yaptığı sırada, güvenlik konusu bugünkü kadar büyük bir endişe kaynağı değildi.”
Peki bu 44 yılda ne değişmiştir ?
Bu 44 yılda soğuk savaş bitti. Bu 44 yılda sistem insanoğluna değil, onu yönetenlere hizmet etmeye başladı. Bu 44 yılda Amerika gücünü diğer ülkeler üstünde kanıtladı. Bu 44 yılda insan artık paranın kölesi haline geldi.
Çok basit açıdan düşünün. Sizce bir sunucuya saldırı, hackleme girişimi gelmeyecekse verimi ne kadar artar ? Yüzde 10 mu ? Peki güvenlik yazılımları üreten firmalar farklı işlerle uğraşsa mesela performans ve test işleriyle, bir yüzde 10 daha artar mı ? Peki yazılımcılar ürettikleri yazılımlar içinde güvenlik önlemleri almasa, evet almasa ne kadar işi ne kadar sürede yaparlar ?
Kaygılar artacak. Güvenlk maliyetleri artacak. Dünya da kullanılabilir enerji azaldıkça, onun için verilen mücadele artacak. Ve bir gün insanoğlu paylaşmayı öğrenmek zorunda kalacak.
4000 yıldır yazıp okuyabiliyoruz.
1500 yıldır kitaplar üretebiliyoruz.
570 yıldır kitapları matbaa ile çoğaltabiliyoruz.
67 yıldır sayısal veri depolama işini yapabiliyoruz.
38 yıldır bilgisayarlar arasında veri gönderiyoruz.
19 yıldır sayısal verileri tüm dünya world wide web sayesinde paylaşabiliyoruz.
Böyle bakınca insanoğlunun hafızasının ne kadar zayıf olduğunu görmemek çok zor. Nesiller arasında tecrübelerin ne kadar çok fark ettiğini düşününce, bu tecrübelerin net şekilde aktarımları için daha çok küçük bir çocuk gibiyiz. Belki bunları bir gün yaptığımız hatalarla torunlarımıza olduğu gibi aktarırsak, işte o zaman dünyanın canını yakmayı bırakmış, onun hakimi değil bir parçası olduğunu kabul etmiş bir medeniyet varolabilir.
Share on Facebook
Gorkem PACACI 05:15 on 11 Eylül 2008 Permalink
Kullanicilar tarafindan olusturulan icerik diyince eksi sozlugu es gecmemek lazim bana kalirsa.
mehmet 13:13 on 11 Eylül 2008 Permalink
Videolarda o söyleniyor Ersan Özer’e. Onunda dediği gibi ekşisözlük jargon eğitimini çaylaklık döneminde yazarlarına zorla da olsa veriyor. Yani ön eğitim yapıyor imla kuralı kaliteli içerik açısından. Çok seçiciler. Yoksa tamamen serbest olup kaliteli bir kaynak oluşturmuş siteler hakkaten yok.
Türel Özdil 10:56 on 12 Eylül 2008 Permalink
Öncelikle kullanıcı içeriği sadece kullanıcının girip bir şeyler yazdığı bir şey değildir bence. Türkiye’de hala adam akıllı gelişmiş kullanıcı içeriği bazlı bir site görmüyorum açıkcası. Bu kesinlikle mevcut siteleri küçümsemek yada hor görmek değil.
Bizde sağlanan içerik 1 cümle, 2 cümle maksimum 10 cümle. Ama kamerayı gerçekten kullanıcı içeriğyle gelişen sitelere çevirdiğinizde karşınıza devasa bilgi kaynakları çıkıyor. Aradığınız her şeyi hatta sorununuza çözüm sunacak kadar sonuç bulabiliyorsunuz.
Sonuç olarak değinmek istediğim konu her şeyden önce “kullanıcı içeriği” nedir ve “bunun için ne tarz kullanıcıya ihtiyaç vardır?” sorularının cevap bulması lazım olduğudur.
Gorkem PACACI 11:41 on 12 Eylül 2008 Permalink
Eksi’nin yazar secmininde oyle kritik bir asama yok, 10 tane entry yaziyorsunuz (ne ile ilgili olursa olsun) ve bu entry’ler birine hakaret icermeyip bir ‘sozluk tanimi’ formatina uyuyorsa sorun yok, onaydan gectikten sonra yazarsiniz. Ne yazarsaniz yazin kimse de sizi yargilamaz. Alenen yanlis bilgi bile verseniz kimse yazdiginizi sorgulamaz, silmez.
Bu serbestligin kotu yani, icerigin cok daginik ve odaksiz olmasi. Fakat eksi hala ayaktaysa bunu bu daginik ve kontrolsuz icerige borclu, cunku su noktada isin eglencesi bu icerigin cokkutuplulugu ve alternatifligine bagli halde. Diger yandan, mesajlar ve ‘idare’ ile olan diyalogun kisitli ama bir o kadar da sicak bir zemine oturmus olmasi bir ‘aile’ kivami getiriyor ve, bu kadar cesitli bilgiye sahip insana bir mesaj uzakta olmak baska bi zevk.
Bu baglamda bence eksi ‘wikipedia’, ‘about.com’, ‘yahoo answers’ gibi sitelerle serbest forumlar arasinda biryere oturmus durumda. Sirf eksi icin yazilmis on sayfalik sosyolojik tahlili de entry olarak okuyabilirsiniz, ‘kurufasulye’ basligina yazilmis ‘dun yedigim leziz yemek’i de.
mehmet 12:04 on 12 Eylül 2008 Permalink
Bence Ekşi tam tersi çok sıkı elemelerden geçiriyor kullanıcıları. İstatistikleride bunu gösteriyor zaten. Mesela;
caylak 141312
onay bekleyen caylak 38458
şeklindeyken;
yazar 13936
kadar yazarı
gammaz 763
kadar gammazı var. Yani içerik kontrol altında denilebilir. Sık sık başının mahkemelerle derde girdiğinide düşünürsek kontrolsüzlük imkansız.
Aslında konu ekşi üzerinde dönüyor ama Ersan Özer’in demek istediğide bu. Ekşi kadar kaliteli kontrollü ya da kontrolsüz ikinci bir site göstermek çok zor. Ama kullanıcı içeriği kaliteli olsa tıpkı akla gelecek video siteleri gibi ona yakın kullanıcı içerikli siteyi bir çırpıda saymamız lazımdı. Ama sayamıyoruz. Bununda dışında medyada internete uygun güncelliği önem ifade edecek bir içerik üretimide yok. En önemli ziyaretçi sayısı alan milliyet.com bile haberlerine bakarsanız çoğunun internetik anlam ifade etmesi zor. Biz de, yani türk milletinde genel olarak sözel bir kültür olduğundan, yazmaya alışık olmadığımızdanda kaynaklanıyor bu sanırım.