Updates from Eylül, 2010 Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • admin 05:14 on 23 September 2010 Permalink | Reply
    Tags: küreselleşme   

    Taklitler, formatlar 

    Bi kaç saattir internette birşeyler bakınıyorum. Ne olmuş ne bitmiş gibisinden. Pek bişey olamamış. Hatta uzun süredir olmamış. Hala taklit bir hayat var. Reklamcıların birbirini taklit etmesi fikir aşırması falan zaten çok bilindik. Mesela,

    ile

    gibi ve onlarca örnek. Diğer örnekler  için buradan oha diyebilirsiniz.

    http://www.ohadiyorum.com – Çalıntı Reklamlar

    Yine gezinirken Sophia Loren’in 1957 de aldığı İtalyan stili villaya denk geldim. Sophia’nın gençliğini görünce aklıma direkt Türkan Şoray geldi. Meğer o dönemde dünyaca ünlü starlara benzer yıldızlar üretmek peşindeymiş Türk yönetmenlerinden bazıları. Netekim başarmışlardı da. 1945 doğumlu Şoray tıpkı 1934 doğumlu Loren gibi ünlü bir yıldız olmuştu. Formül çalışmıştı.

    Tabi burada derdim (belki de taklit etmenin o yıllarda normal karşılandığı için)  eleştirmek değil. Hele ki şahısları hiç değil. Ama bu kültür taklidi acaba bugün reklamlarda varsa başka alanlarda yok mu ? Tabi ki var. TV’de yapılan yarışmaları hatırlayın. Kim 500 Milyar İster , Var mısın Yok musun gibi yarışmalar hiç bitmiyor ve 100 üzeri ülkede yayınlanıyor. Üstelik aynı formatlarda. Yani seyirciye aynı duygular yaşatılarak.

    Diyebilirsiniz ki bu formatlar zaten ülkelere tutan formatlar olarak satılıyor. Peki nasıl oluyorda 100 ülke aynı duygular etrafında buluşabiliyor ? Ne zaman bu derece dünyamızdaki insanlar 100 farklı dili konuşurken bu derece evrensel paydada buluştu ? İlginç gelmiyor mu size de.

    Bu taklitlerden ve formatlardan oluşan git gide küçülen dünyada acaba gerçekten birşeyler gerçek mi ? Sormadan durabiliyor musunuz ? Bunca format , taklit acaba bizim düşünürken kullandığımız dayanakları etkiliyor mu ? Gerçekten farklı birşey gördüğümüzde, bu formatların standartları dışında olan birşey gördüğümüzüde, duyduğumuzda onun değerli olup olmadığı hakkında sağlıklı karar verebiliyor muyuz ? Bu kalıplar hayatımıza nasıl yansıyor ? Siyasette Berlusconi modeli tutunca Putin’in gelmesi acaba bizim ülkemizde nasıl karşılık buluyor ? Ticarette büyük alış veriş merkezlerinin ABD piyasasına etkisi ile bu sene açılacak 50 AVM’nin Türkiye piyasasına etkisi aynı mı olacak ? Brezilya vb. aynı düzeyde bulunduğumuz ülkeler ile borsa grafiklerimiz neden bu kadar benzer ?

    Hayat hakkında bir yerde birşeyler okumuştum.

    Önemli olan cevabı bulmak değil, iyi bir soru sormaktır.

    Share
     
  • mehmet 10:23 on 13 August 2010 Permalink | Reply
    Tags: kamu personeli seçme sınavı, kpss   

    KPSS neyi ölçer ? 

    Bu blogda KPSS konusu ile ilgili gözden kaçan bir gerçeği dile getirmek istiyorum.

    Sınava girmeye alışık milletimiz ÖSYM ile zaten yıllardır muhattap olduğundan bilinçaltında ÖSYM ne yapsa doğrudur kanısı taşıyor. Aynı şekilde MEB içinde aynı kanı mevcut. Sadece işin içinde olanlar bu kurumların aslında ne kadar hantal kaldığını biliyor.  Veriler ışığında bunun nedenlerini açıklayalım.

    Öğretmen özellikleri dikkate alındığında bunlar üç ana başlık altında incelenir. Önem sırasına göre Alan Bilgisi, Öğretmenlik Meslek Bilgisi ve Genel Yetenek-Genel Kültür‘dür. Bununla ilgili olarak 2006 yılından sonra öğretmen yetiştime programları eğitim fakülteleri için değiştirilmiştir. Aşağıdaki alıntıya dikkat çekelim.

    http://oc.eab.org.tr/egtconf/pdfkitap/pdf/345.pdf" src="http://www.mehmetsoylu.com/wp-content/uploads/2010/08/ogretmenlik_.jpg" alt="Kaynak : http://oc.eab.org.tr/egtconf/pdfkitap/pdf/345.pdf" width="541" height="274" />

    Kaynak : http://oc.eab.org.tr/egtconf/pdfkitap/pdf/345.pdf

    Bu yukarıdaki alıntı Çanakkale 18 Mart Üniversitesinde görevli Yrd. Doç. Dr. Çiğdem ŞAHİN TAŞKIN ve Yrd. Doç Dr. Güney HACIÖMEROĞLU tarafından hazırlanan dökümandan alındı. Yani Hali hazırdaki eğitim fakültesi programlarıda %50 alan bilgisi ve becerilerine, %30 öğretmenlik meslek bilgisine %20 genel kültüre önem verecek şekilde düzenlendi.

    Bu bilgi ışığıda KPSS sınavıda aslında Alan Bilgisi ağılıklı şekilde olmalıydı. Ama bu hiçbir zaman olmadı. Sınav Öğretmenlik Meslek Bilgisi ve Genel Kültür-Yetenek kapsamında kaldı. Yani bu sınav en başından bir öğretmende olması gereken sıfatların sadece yarısını ölçüyor. Bu sınav kalitesi, seçimi en başından geçersiz.

    Klasik mazeret olarak olarak sonuçta bu bir seçme sınavı, herkes aynı şeyden sınava giriyor diyelim ve devam edelim. Acaba Alan Bilgisi dışında kalan Öğretmenlik Meslek Bilgisi ve Genel Kültür-Yetenek sınavı gerçekten doğru şekilde mi ölçüm yapıyor ? Şimdi bunu inceleyelim.

    Önce ÖSYM klavuzunda duyurulan katsayı oranlarına bakalım. Altında kırmızı ile çizili satırda gördüğünüz üzere, (2010 KPSS klavuzu sayfa 19, tablo 2′den kesit) Öğretmen olacak adayların netleri için puanlamada  kullanılacak KPSS10 katsayıları Genel Kültür-Yetenek için 0.3 , Eğitim Bilimlerinde kullanılacak katsayıyı ise 0.4 olarak açıklıyor.

    ftp://dokuman.osym.gov.tr/2010/2010KPSS/2010_KPSS_Lisans_KLVZ.pdf" src="http://www.mehmetsoylu.com/wp-content/uploads/2010/08/kpsspuantur.jpg" alt="kaynak : ftp://dokuman.osym.gov.tr/2010/2010KPSS/2010_KPSS_Lisans_KLVZ.pdf" width="386" height="492" />

    kaynak : ftp://dokuman.osym.gov.tr/2010/2010KPSS/2010_KPSS_Lisans_KLVZ.pdf

    Bu durum sizede mantıklı gelmiştir. Zaten öyle. Çünkü eğer öğretmen seçecekseniz eğitim bilimleri sorularını daha çok  yapan aday elbette ki daha çok öğretmen olmayı hakeder. Peki sınavda da acaba öyle mi oldu ? Hayır ! Açıklamalara devam edelim ve bu katsayıların nasıl anlamsız hale geldiğini görelim.

    Aşağıda bir branştan sınava girmiş 13 adayın genel yetenek, genel kültür ve eğitim bilimleri sınavları için sınavda yaptıkları netler ve sonuç olarak aldıkları puanlar var.

    2010 KPSS Puan Örnekleri

    2010 KPSS Puan Örnekleri

    Şimdi tam ortadaki puana bakalım. 74.047

    Hemen üstündeki puana bakalım :  73.117

    Aralarındaki  net  farkları;

    0.3 ile çarpılan Genel Yetenek için 6.75

    0.3 ile çarpılan Genel Kültür için  5.25

    0.4 ile çarpılan Eğitim bilimleri için 20 !

    Bütün katsayıları görmezden gelip Genel yetenek ve Genel Kültür netlerini eğitim neti olarak değerlendirelim. Ve genel kültür genel yetenek netlerini toplayalım : 12 ediyor. 20 eğitim netinden çıkardığımızda 8 eğitim neti fark kalıyor. Bu ranj için 8 eğitim neti ancak 0.93 puanlık bir fark oluşturmuş.

    Şimdi yine aynı puan ile yani 74.047 ile 75.966 puanını karşılaştıralım. 75.966 alan aday 9.25 Genel Yetenek, 0.5 Genel Kültürden fazla yapmış. Fakat bunun karşılığında yine 8 net eğitimden az yapmış. Öğretmen seçmek için mantıklı bulunmuş katsayılarla hesap yapalım.

    (9.25+0.5) * 0.3 = 2.925 puan

    8 * 0.4 = 3.2 puan

    Normalde 3.2 – 2.925 = 74.047 puan alan  aday 75.966 alan adaydan 0.275 puan fazla almalıydı. En başında öğretmen seçmek için önem katsayıları mantıklı olarak böyle belirlenmişti. Fakat bu aday tam tersi 1.919 puan fazla almıştır.

    Oysa öğretmen adayları için eğitim bilimleri genel kültür ve genel yeteneğe göre %33 daha önemli katsayılara sahip olmalıydı ?

    Bunun nedeni azıcık bu sınavlardan anlayanlar için basit gibi görünecektir. Standart sapma ! Fakat açıklanan standart sapmalarda eğitim bilimleri standart sapması gnele kültür ve genel yeteneğin iki katı. Zaten sınavdan sonra herkesin söylediği “genel kültür genel yetenek kolay eğitim bilimleri zordu”.

    Burası önemli ! Eşsiz ÖSYM mantığı ile diyebilirsiniz ki her sorunun standart sapması farklı olduğundan ve Genel Yetenek soruları diğer adaylar tarafından yapılamadığı için daha çok etkili olmuş. Peki öğretmenler derslerinde hangisini kullanacaklar ? Alan Bilgisi, Öğretmenlik Meslek Bilgisi mi ? Yoksa Genel Yetenekte diğer adayların belkide %90′ının yapamadığı matematik sorularını mı ?

    İlkokul çocuklarını yetiştiren bir sınıf öğretmeni, sosyal bilgileri  hatta fen bilgisi öğretmeni sizce üniversite bitirmiş 800 bin adayın %90′ının yapmadığı soruları yaparak daha iyi ilkokul öğrencileri mi yetiştirecek ? Siz çocuklarınızı harika matematik bilen öğretmenlere mi emanet edeceksiniz, yoksa eğitim bilimlerine daha hakim öğretmenlere mi ?

    Siz bu öğretmenleri alan bilgisi ve öğretmenlik meslek bilgisi %80 ağırlıkta olan eğitim fakültelerinde yetiştirip, sonra da sadece %20 ağırlıkta olan genel yetenek soruları ile mi seçeceksiniz ?

    Eğer öğretmen olmak için genel yetenek daha önemliyse, benim kardeşim anadolu lisesini yeni bitirdi ve benden çok daha fazla genel yetenek yapabiliyor.  O zaman talep ediyorum, kardeşimi derhal bir öğretmenlik kadrosuna yerleştirin.

    Zira öğretmen diplomalarının değerinin kalmadığı gibi eğitim bilimlerinin de değeri kalmamış, bir yarışın içinde standart sapmalara, sıralama mecburiyetlerine kurban edilmiştir. Unutmayın, buna neden olanlar değil buna engel olmayanlar suçludur. Yani biz öğretmen adayları sesimizi çıkarmadığımız için suçluyuz. Hakkın verilmeyip alındığı bir topluma göz yumduğumuz için tüm halk olarak suçluyuz.

    Her suçun bir cezası olduğuna göre de bu cezayı yanlış ya da eksik yetiştirilen çocuklarımız bizim yerimize çekecektir.

    Sağlıcakla kalın.

    Share
     
  • admin 17:32 on 28 April 2010 Permalink | Reply
    Tags: dogtooth,   

    Dogtooth : Yunan yönetmenden bir özgürlük yansısı 

    Giorgos Lanthimos filmi Efthymis Filippou ile birlikte maharetle kaleme almış ve Giorgios harika yönetmiş. Yunan yönetmen bize bu filmle günümüz özgürlüğünü sorgulamamız gerektiğini sade bir dille anlatıyor. Filmdeki kafama takılan çelişki ise zaman zaman erotikleşen sahnelerin aslında seslenilmek istendiğini düşündüğüm muhafazakar kesim ile çelişmesi.

    –spoiler–

    Film bir babayla annenin üç çocuğunu dış dünyaya kapalı bir evde çeşitli hurafelerle büyütmesi üzerine kurulu. Hatta öyle ki çocuklara özgürlüğü çağrıştırabilecek, dış dünyayı merak etmelerine neden olacak kelimeleri bile farklı anlamlarda öğretiyorlar. Eve giren su şişelerinin üzerindeki etiketleri bile söküyorlar.

    Güvenlik amacıyla baba ancak arabasıyla dışarı çıkabiliyor ve ev sınırları dışında bir yere basmıyor bile.  Çocuklara ise dışarıda kedi denen çok tehlikeli yaratıklar olduğu, bu kedilerin çocuk beyinleri ile beslendiği söyleniyor. Eve kitap, kaset vb. hiçbir medya girmiyor. Yani düşünsel özgürlükleri de hurafeler, çarpıtmalarla çocuklarından alıyorlar. Onları korumak ya da onlara hakim olmak uğruna.

    Gökteki uçaklar ise sanki her an bahçeye düşecek oyuncaklar gibi çocuklara anlatılmış. Zaman zaman bahçeye gizlice bir oyuncak atıyorlar ve çocuklar oyuncağı kapışıyor. Bununlada aslında bilgisiz olunca algılarımızla ne kadar rahat oynanabileceği vurgulanıyor. Hem de sonunda bu yükleme algıları kabul edince ödüllendirilmemiz.

    Erotik sahneler ise çocukların doğalarına karşı koyamadığı ve dışardan erkek çocuk için gelen fahişenin olduğu sahneler. Kısıtlanan özgürlükler, similasyon dünyalar bile insanın özüne karşı duramadığını gösteriyor.

    Kedi yaratıklara karşı ise havlamayı öğretiyor anne baba. Ve havlarlarsa kedilerin gelmeyeceğini söylüyorlar. Anne ve çocuklar babadan havlama dersleri alıyor. Ve filmin sonunda büyük kız kaybolunca heyecan ve korkuyla kapıdan havlıyorlar. Bu şekilde ise tüm cehaletimiz için de aslında ne kadar komik savunma mekanizmları ürettiğimiz ve özgürlüğümüzü elimizden alanlara karşı ne kadar aciz kaldığımız vurgulanmış. Üstüne komik duruma düşüşümüz.

    Filmin sonunda büyük kızın neden dişlerini kırıp arabaya bindiğini ve filmin adının nereden geldiğini merak edenler için ekşi sözlük imdada yetişti. Çocuklara köpekdişleri düştüğü zaman evden çıkabilecekleri anlatılmış. Bu yüzden büyük kız dişlerini kırıp öyle biniyor arabaya. Bu da haliyle özgürlük için fedakarlık alt metnini çağrıştırıyor.

    –spoiler–

    Özetle 8/10 puan verdiğim, vakti zamanı şahane filmdir.

    Share
     
  • admin 17:22 on 14 March 2010 Permalink | Reply
    Tags: a serious man, coen brothers, kara mizah   

    Bir garip film : A serious man 

    Film Coen kardeşler tarafından çekildiği ve diğer filmlerin bir çeşit kolajı olduğu için, sinema da bir akımın yani coen akımının sonuncusu olduğu için önemli bir film. Yine Coen kardeşlerin çektiği Burn after reading filmindeki aniden olan saçma sapan olmasına rağmen  olan şeylere vurgu filmde de var. Diğer Coen filmlerinde de üslup izleri taşıyor.

    Filmi izleyip birşey anlamamanız çok muhtemel. Tabi bunun yönetmen ve senaristçe istendik bir sonuç olduğunu düşünüyorsanız filmi anlamadığınız için aslında anladığınızı biliyorsunuz demek oluyor. Bundan daha iyi bir cümle bulmam zor.

    Film içinde geçen bir hikayenin cevabı olmadığı gibi yaşadıklarımız hakkında bir cevap olmayabileceğini söylüyor. Bir anlamda planlar yaparak Tanrı’yı güldürdüğümüzden bahsediyor, bir anlamda da aslında doğru soruları sormamız gerektiğini bilmemize rağmen hangi soruları sormamız gerektiğini ancak cevapları alınca anlayabileceğimizi bu yüzden de belki de hayatla ilgili çok fazla soru sormamızı öğütlüyor.

    Geçmişle ilgili aslında elinizden birşeyler gelmeyecek olsa da keşke olmasaydı , yapmasaydım dediğiniz şeyler, neden olduğunu merak ettiğiniz şeyler varsa bunlara hala cevaplar arıyor daha ideallerini planlıyorsanız belki de o hayal ettiğiniz kurgular bütün bu olayların yerine gerçekleşse de yine de cevaplar bulamamış olabilirdiniz. Belki bugün olanlara anlam yüklemeye çalıştığınız için bugün olabilecek ve olmasını istediğiniz şeyleri de es geçiyor olabilirsiniz. Bunun dışında dini argümanlarıda her yahudi gibi filme katan kardeşler dininde bugün varolan rolünü sorguluyor. Kabala ya da tevrat ya da diğer herhangi bir kitabın bize bütün cevapları vermeyeceğini, dinin bugün hala varolmasının nedeninin bir anlamda anlam veremediğimiz şeylerin cevabı oluşunu vurguluyor.

    Tüm bunların bu cevapsızlığın, bu buhranlı kabullenmişlik halinin sonunda anlattığı hikayeleri sonlandırmadan filmi  çat diye bitirmeleri de bu yüzden. Ve bir şey anlamadıysanız bu sizin suçunuz değil emin olun, yönetmenin ve senaristin yani coen kardeşlerin suçu :)

    Filmde geçen bir şarkı. http://www.youtube.com/watch?v=5Jj3wZVc7nw

    Share
     
  • admin 09:25 on 18 February 2010 Permalink | Reply
    Tags: analiz, domain, ekonomi, , türkiye   

    Türkiye ve domain karaborsası 

    Türkiye’de internet neden gelişmiyor diye kara kara düşünüp duranlar vardır elbet. Bu güne kadar dünya üzerinde gelişen internet projelerinin nasıl geliştiğine bakmak lazım evvela. Geliştikleri ortamlara ve şartlarada bakmak gerek.

    Tipik örneğimiz google aslında bu yazının konusu olacağı üzere domain açısında pek bir halta benzememekte. Ama aslında google tamda bu yazının en güzel örneğinide teşkil ediyor. Çünkü şartlar ve ortam farklılığına en iyi vurgu yapacak isimde aynı zamanda. Google ilk kez duyan bir insanın aklında markalaşabilecek bir isim olamayacağı, jenerik olamayacağı aşikar bir kelime. Fakat biliyoruz ki kapital herhangi bir şeyi herkesin aklında yer açarak markalaştırabilir. İşte amerikada çok iyi bir fikirle başlayan (pagerank) google aldığı dev kredi bütçeleri ( ilk yıllarında 24 milyon $ a kadar ) ile markalaşmayı başardı. Evet fizibilite çalışmaları yaptı, internet hakkında tecrübeliydi vs. vs. Bunu er geç her girişimci Türkiye’de de yapar. Fakat yatırım bulmak, kredi bulmak büyük derttir.

    Türkiye’nin diğer gelişmiş ülkelere göre en önemli farklılığıda budur.

    Peki Türkiye’de hiç mi şans yok. Elbette var. Markalaşmak için harcanacak bedeli geliştirmede kullanıp, zaten jenerik olan bir domain kullanarak projenizi canlandırmak. Fakat bu Türkiye’de pek mümkün değil. Zira yine bir türk şirketi olan Nokta.com 420 bin jenerik domaini, Hanel Bilişim 4000 kadar çok önemli domaini, Kıvılcım İstanbulluoğlu 3500 kadar jenerik ismi zaten almş durumda. Dahası yerel isimlerde de ünlü M.A. Stenzel amcamızdan söz etmeye gerek yok. On binlerce dolar verip isim alma teklifleri yapabilirsiniz.

    Diğer kalan isimler ise tahmin edebileceğiniz gibi kendi kendine yaşayabilecek bir proje olacaksa markalaştırma maliyetleri yüksek olacak isimlerdir. Böyleyken Türkiye’de proje geliştirmekte, internetten para kazanmakta bir kaç kişinin tekelinde olur tabi ki.

    İlk gelen alır kuralı var dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet ama bu kural zaten ekonomik sistemin cayır cayır işlediği Amerika gibi ülkelerin işine yarar. Ama sizin gibi her attığı taşta iki kuş vurmazsa zarar edecek ülkelerin girişimcilerinin ne yatırım bulma şansları, ne kredi imkanları bu ülkelerdeki kadar geniş değildir. Bu ülkede bu tip kurallar tam tersi karaborsacıların türemesi anlamına geldi. Bunu zamanında com.tr konusunda öngören ( belki de farklı nedenlerle bilemiyorum ) ODTÜ’tü tebrik ediyorum.

    Bu şekilde projeyi ateşleyebilecek ve girişimciyi yüksek maliyetlerden kuratarabilecek domainler karaborsa olduğu sürece elbette internet gelişmeyecektir.

    Share
     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel