Matrix’in peşinde…
Efsane bir filmdi. İlk filmde tam da milenyuma girdiğimiz yıllarda belki de belli başlı tüm felsefe, din, teknoloji öğelerini karıştırıp aslında bir yansımalar dünyasında yaşıyor olabiliriz diyordu. Bazıları filme olduğu gibi inandı. Yani belki de bizi bilgisayarlar yönetiyor falan dedi. Bazıları filmdeki alt metinleri yahudi yönetmenler filmi olduğu, filmdeki isimler tevratta geçtiği için türk halkına tuzak olarak gördü. Bazıları teknoloji üzerine sunduğu bilgileri eleştirdi. Bazıları hiç izlemedi bile.
Ama her nasılsa din, tekonoloji, sinema hatta bunlar yokken tiyatro ya da başka bir sürü düşünüş ile herkes ikinci bir hayatı düşledi hayatının bir bölümünde. Belki hiç varolmayan bir hayattı bu dedi. Belki gelecek planlarında aradı ikinci hayatını. Belki ahiret hayatında.
Peki nedendi ?
İnsan ta başından bu yana neden, belki rönesanstan bu yana insanların bir kısmı nasıl sorusuna cevap arıyor. Günümüzde haberciler 5n1k formülü ile ne, neden, nasıl, nerede, ne zaman, kim olarak cevaplar arıyor. Ama ne olduğunu bildiğimiz yıllarda henüz bu kavramlar ortada bile yokken ama neden diye sorma gereği duyulduğu yıllara geçiş, ilk sorunun cesareti artık gerçekten içimizde var mı ? Neden buraya yıldırım düştü diye sordunuz mu ? Neden gökkuşağı çıktı ? Neden yağmur yağar ? Neden bitkiler yeşildir ? Belki bildiğiniz cevaplardır değil mi ? Peki işi geliştirelim. Renkli televizyon nasıl çalışır ? 3D filmler nasıl çekilir ? Peki şu an baktığınız monitörü kimler yaptı ?
Bilmeniz gerekiyor mu tüm bunları ? Elbette hayır. Peki bilseniz bir fark oluşturabilir misiniz ? Elbette size, bilene bağlı. Ama sorular o kadar çok ki, hatta artık internette cevaplar o kadar çok ve çeşitli ki, hatta artık yazılım dünyasında bile hiç birşey tek cevaplı olmadığı gibi zaman zaman oldukça farklı cevaplara sahip ki bunlara hakim olamıyoruz bile. Sadece profesyonellik alanlarımızda uzmanlık alanlarımızda bildiklerimizle yaşıyoruz. Aslında bugünden çok önceleride böyleydi bu. Radyo nasıl çalışıyor diye sormaya korkmuştu belkide insanlar. Çünkü aradıkları cevabı bulmaları o kadar da kolay değildi. Böyle sorular sormaya devam ederlerse üstüne üstlük bir sürü de cevap arayarak yaşamaları gerekecekti. Kimileri yaptı bunu. Tibet’te yedi yıl geçirdi mesela birileri.
Peki neydi bizi yaşadığımız hayata alternatif başka bir hayat aramaya iten şey ? Cevabını bulmaya korktuğumuz sorular mı ? Artık soru sormaya korkmamız mı ? Başa çıkamayacağımız kadar soru sormaktan korkmamız mı ? Yoksa dejavuyu açıklamanın matrixdeki gibi basit olmasını mı istiyoruz ?
Sizin sorunuz, sizin isteğiniz bu sorulardan hangisinin cevabı ? İşte bu varlığınızın , anlamınızın, hayatınızın, kişiliğinizin sorumluluğu. Siz seçin, ister sorulardan kaçıp alternatif hayatlar tahayyül edin binlerce yıldır olduğu gibi, isterseniz tüm cevapları öğrenmeden öleceğinizi kabul edip cesaretle soruların üstüne gidin.
Bence hayatı değiştirecek olanlar, herkese göre farklı bir hayat yaşamayı başaracak olanlar cesaretini toplayanlar olacak.