Updates from Haziran, 2009 Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • admin 19:25 on 13 June 2009 Permalink | Reply
    Tags: GDO, genetiği değiştirilmiş organizmalar   

    GDO’lu tohumlar ağzımıza girer mi ? 

    Kusura bakmayın başlık için. Ama işin açkcası böyle oluyor. Şu anda KanalD’de Okan Bayülgen’in programını izliyorum. GDO lu tohumlar yüzünden ne gibi tehlikelerle karşı karşıya kaldığımızı dinledim. Kapitalizmin ebemizi pek sevdiği şu günlerde artık sağlığımızlada oynanır oldu. Konu ile ilgili bilgilenin. Belli olmaz bir gün bir yerde sözünüzün geçme durumu olabilir. Aklınızda olsun diyorum.

    GDO’lu TOHUMLAR ŞİRKETLERİN KAR MAKİNESİ

    Herkes giden Mersin’e Türkiye gider tersine! Evet Avrupa ülkeleri bir bir GDO’yu yasaklarken Türkiye’de Bakanlar Kurulunda tasarıyı onaylamak için gün sayıyor. Peki ama zararlarını bile bile neden bu yapılıyor? Prof. Dr. Tayfun Özkaya’ya sorduk.

    Hükümet, genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretimine izin verilmesine yeşil ışık yakmış. Önce Genetiği Değiştirilmiş Organizmaları (kısaca GDO diyoruz) tanımlayalım. Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara “Genetiği Değiştirilmiş Organizma” diyoruz. Genleri; canlıların kuşaktan kuşağa geçen özelliklerini (hastalıklara dayanıklılık veya yüksek verim gibi) şifreleyen birimler olarak düşünelim. Örnek olarak pamuğa başka türlerden (örneğin çilekten), hatta bakterilerden (yani düpedüz mikroplardan) veya hayvanlardan özellikler aktararak (genlerle bu aktarma oluyor) güya daha verimli ve gene güya hastalıklara dayanıklı, böylece daha az mücadele ilacı kullanılacak bitkiler elde edileceği ileri sürülüyor. Benzer şekilde hayvanlarda da GDO uygulamaları yapılabiliyor.

    Bakanlar Kurulunda ele alınan tasarıyı açıklayan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek şunları söylemiş:

    “Kanunun yürürlüğe girmesiyle genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretimine izin verilmesinin önü açılacak. Kanunla konulan değişik seviyelerdeki bilimsel eleklerden geçen ve sosyo-ekonomik değerlendirmede yeterli bulunan genetiği değiştirilmiş bitkiler ancak üretim hakkını elde edebilecektir. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin izinsiz kullanımı, biyolojik çeşitlilik merkezleri ve organik tarım yapılan alanlara yakın üretimlerle bebek mamaları ve küçük çocuk besinlerinde özel amaçla geliştirilenler hariç kullanımı yasaklanmıştır.”

    Açıklamadan anlaşılıyor ki GDO’lu bitkiler bebeklere, küçük çocuklara zararlıdır. Ayrıca organik tarım alanlarına ve biyolojik çeşitlilik merkezlerine (örneğin buğdayın yabani atalarının zengin olarak bulunduğu yerlere) de zarar vereceği kabul edilmektedir. Bebeklere ve küçük çocuklara zarar veren GDO’lar nasıl oluyor da yetişkinlere zarar vermiyor? Yetişkinleri gözden mi çıkardık? GDO’lu mısır ürünleri yiyen bir anne bebeğine süt verirse bu bebeğe zarar vermeyecek midir? Unutmayalım ki nişasta bazlı (mısırdan yapılan) şeker yüzlerce üründe kullanılmaktadır. Ülkemiz ayrıca dünyada tarımın ilk başladığı “verimli hilal” denilen bölge içindedir. Buğday, arpa, bezelye, mercimek, nohut gibi bitkiler bu bölgede kültüre alınmıştır. Ülkemiz biyolojik çeşitlilik merkezlerince çok zengindir. Ayrıca organik tarımı yaygınlaştırma istekleri mayınlı arazilerde de görüldüğü gibi bizzat yönetimce paylaşılmaktadır. Peki, nasıl olacak? Bir yandan organik tarım bir yandan onu ve geleneksel hatta endüstriyel tarımı tehdit eden GDO’lu ekimler?

    GDO’lu tohumların üstün özellikleri olduğu, tarım ilaçlarının kullanımını azalttığı yönünde propagandalar yapılıyor. Bunlar ne kadar gerçek, yakından bakalım. Elimde bir kitap var. GDO’ları savunmak için basılmış. Adı “GDO Gerçeği”. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu tarafından 2004′de yayınlanmış ve bu konudaki bir konferansın metinlerini içeriyor. Adından eleştirel yaklaşan bir kitap olduğunu sanıyorsunuz, ancak değil. GDO’ları destekliyor. İşte bu kitapta yabancı bir kaynağa dayanılarak verilen bir istatistikten anlıyoruz ki 2001 yılında dünyada transgenik (yani GDO’lu) bitkilerin alan olarak %77′si herbisite (ot öldürücü ilaçlar) dayanıklılık, %15′i böceklere dayanıklılık, %8′i her ikisine dayanıklılık, %1′den azı ise virüslere dayanıklılık içeriyor. Toplarsak % 85′i herbisite dayanıklılık göstermektedir. Bilmeyenler için biraz açalım. Herbisitler otları öldürürken, ana bitkiye de (örneğin pamuk veya mısır) az çok zarar vermektedir. GDO’lu tohumu üreten firma aynı zamanda herbisiti de üretmektedir. Tohumunu sattığı çeşit herbisitten az zarar görmektedir. Çiftçi de rahatlıkla korkmadan herbisiti kullanabileceğini düşünüyor. GDO’lu tohumların ekildiği ABD ve diğer ülkelerde herbisit kullanımının roket gibi yükseldiği biliniyor. ABD Tarım Bakanlığı bu artışı açıklamaktadır. GDO efsanesinin ne kadar yanlış olduğu ve ilaç kullanımının azalmak şöyle dursun arttığı açıktır.

    Belki bazılarınız böceklere dayanıklılık özelliği taşıyan GDO’lu tohumlarla üretilen bitkilerde böcek öldürücü kullanımının azaldığını zannedebilir. Bulgular bu konuda da efsane ile gerçeğin uyuşmadığını ortaya koyuyor. Örneğin GDO’lu pamuğu ele alalım. Toprakta bulunan bir bakteri (yani mikrop) olan ve kısaca Bt denilen Bacillus Thuringiensis’e ait bazı genler pamuğa aktarılmaktadır. Bu pamuk tohumuna Bt pamuk denmektedir. Böylelikle pamuk tırtılları öldürme özelliği kazanmaktadır. İddia böylelikle böcek öldürücü kullanmadan bitki yetiştirilebileceğidir. İlk yapılan denemeler bu yönde bir durumu ortaya koymuşsa da, çiftçilerin deneyimleri gerçeğin ters yönde olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Hindistan’da iki araştırmacı normal pamuk ekenlerin, Bt pamuk ekenlere göre % 60 daha fazla gelir elde ettiklerini ortaya koymuşlardır. (Seedling, January 2007, “Bt Cotton- The Facts Behind the Hype” http://www.grain.org/seedling/?id=457) Bt pamuk ekenlerin ilaç kullanımını azaltamadıkları ve verimi arttıramadıkları araştırmacılarca saptanmıştır. Grain adlı saygın biyoçeşitlilik kuruluşunun yayınladığı Seedling adlı dergide başka pek çok ülkede yapılan araştırma ve gözlemlerin benzer yolda bulgular içerdiği ortaya konmuştur. Bt pamuk solgunluğa daha fazla eğilim göstermektedir. Bu gelişmeler sonucu Hindistan’da tohum satan dükkânlar yakılmıştır. 2003′ten bu yana bu nedenle intihar eden çiftçi sayısının 16 bini aştığı bildiriliyor.

    Gene bir grup bilim insanı tarafından Nisan 2009′da yapılan bir araştırmada GDO’lu çeşitlerin bir verim üstünlüğü olmadığı, çevreye ve sağlığa zararlarının göze alınamayacağı belirtilmektedir. (http://www.ucsusa.org, Failure to Yield- Evaluating the Performance of Genetically Engineered Crops, Union of Concerned Scientists) Araştırmacılar organik tarım ve düşük girdili tarım gibi seçeneklerin tamamen bilgiye dayanarak çok daha yüksek verim artışları ortaya koyabildiğini vurgulamaktadırlar.

    Verimi arttıracak ve tarımsal mücadele ilaçlarının kullanımını azaltacak, hatta sıfırlayacak başka teknolojiler bulunmaktadır. Bunlardan biri de “Entegre Zararlı Yönetimidir”. Buna ingilizce kısaca IPM deniyor. Pamuk dünyada da en fazla tarım ilacı kullanılan bir üründür. Bu yöntemde birçok yollar denenmektedir. Böceğin böceğe yedirilmesi bunlardan biridir. Mali’de 1140 çiftçinin katıldığı bir çalışmada bu yöntemleri kullanan çiftçilerin hiç ilaç kullanmadan, ilaç kullanarak pamuk yetiştiren çiftçilerden %21 daha fazla verim aldıkları saptanılmıştır. (Seeding, aynı makale) IPM denilen bu yaklaşımlar dev tarım şirketleri tarafından pek sevilmez. Çünkü bu yaklaşımlarla çiftçiye tohum, ilaç gibi satılacak bir şey yoktur. Çiftçiler bu yaklaşımla güç kazanırlar, kendilerine güvenleri artar.

    Ülkemizde de bu yaklaşımın hala emeklemekte olduğunu kaydedelim. Ne yazık ki bazı büyük çiftçi kuruluşları bu tür çevreci ve çiftçiden yana yaklaşımlara rağbet göstermemekte, GDO’ya heves etmektedirler.

    Dev tohum şirketlerinde sadece bir avuç hisse sahibinin çok kâr elde etmesi için, yeni bitkiler yarattığını düşünen teknokrat doğaya ve bütün bir insanlığa zulüm yapmaktadır. Bu yapılan işi bilim diye kutsamaya çalışmak, atom bombasının bol bol üretilip kullanılmasını savunmaktan pek farklı değildir. Yansız bilim insanları da var. İskoçya Rowett Enstitüsünde Dr. Arpad Pusztai’nin genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışık sistemlerinde çökme görüldü. Pusztai sonucun açık olarak yıkıcı olduğunu gördüğünde gerçeği söylemekten kaçınmamıştı. Güçlüler Pusztai’yi işinden attırdılar.

    Rusya Bilimler Akademisi’nden Dr. İrina Ermakova’nın fareler üzerinde yaptığı denemede, genetiği değiştirilmiş soya ile beslenen farelerin yavrularının yüzde 55,6′sı, doğumdan 3 hafta sonra öldü.

    Modern teknolojiden şüphesiz yanayız. Biyoteknoloji yararlı şekillerde kullanılacaktır. Buna şüphe yok. Ancak GDO’lu tohumlar şirketlerin elinde kâr makinesine dönüşmüştür. İlaç kullanımını azalttığı, verimi arttırdığı masaldır.

    GDO’lu tohumlardan yarar sağlayacak olanlar büyük tohum ve ilaç şirketleridir. Çiftçiler bu tohumları bir daha kullanamayacaklarından ve bir süre sonra yayıldığı bölgede başka bir çeşidi yetiştirmeleri bulaşmalarla zorlaştığı için şirketin köleleri haline geleceklerdir

    ( Kaynak : http://www.netpano.com/haber/3432/GDO’lu/Tohumlar/Şirketlerin/Kar/Makinesi )

    Share
     
  • admin 12:56 on 10 June 2009 Permalink | Reply
    Tags: ,   

    Screenshots : KiralıkEv.org 

    Share
     
  • admin 17:18 on 09 June 2009 Permalink | Reply  

    Bir Bilsem 

    Gelmeyeceğini biliyorum
    Beklemek değil
    Dert değilsin sen
    Aradığım derman değil
    Halin ne diyorlar
    Halim hal değil !
    Nerdeyim ben
    Dün değil, bugün değil
    Bir bilsem, bilsen
    Olsan da yanımda bilsek ya
    Nedir, ne değil…

    Share
     
  • admin 12:09 on 06 June 2009 Permalink | Reply  

    neler oluyor… 

    Şu sıralar iki proje aklımda. Birincisi ve bence en önemlisi kiralik ev sitesi. Gelir modeli belli değil. Ama çok güzel fikirlerim var kiralik ev arayanlar için. Er geç bende kiralık ev aramaya başlayacağıma göre şimdiden güzel bir araca ihtiyacım olacak diye düşündüm. Daha öncede kiralık ev aradığım için ne sorunlar yaşandığını bilirim. İlk ekran görüntüsünü daha çok yeni yeni kodlamaya başlamama rağmen motivasyon açısından paylaşayım dedim. Domain görüldüğü üzere kiralıkev.org olacak.

    WebYAZILIM.com‘u ise hemen hemen ilk websitem olmasına rağmen domain olarak satışa çıkardım. R10 forumlarında çok beğenilen isme alıcı olarak pek talip çıkmadı. Fiyat 2000 TL olduğundan mı yoksa yanlış zamanda satışa çıkardığımdan mı bilemedim. Yazılımını henüz kendime saklıyorum uzun sürede öyle olacak zaten. Hem eksikleri var hemde satmayı planlamıyorum. Bir ihtimal ingilizce vb. dillere çevirebilirim.

    Bu arada iddaa’da önemli bir dönemdeyiz hatırlatayım. Az oranla da olsa ülkeler arası maçları tutturma ihtimali çok yüksektir.

    Unutmadan muhtevasını bilmesemde Terminator Salvation sinemalara gelmiş. İşin güzeli google üstünden arayınca google bir kıyak yapıp kayserideki gösterim zamanlarını bile söylemeye başlamış. Hemde kayseride olduğumu kendisi ip numaramdan algılayı verdi. Aferim google evladım.

    Share
     
  • admin 08:39 on 04 June 2009 Permalink | Reply  

    İki şiir 

    GİZLİ GİZLİ

    Düş uykularda gizli
    Yağmur bulutlarda
    Ateş kömürde gizli
    Aşk yanmakta
    Yakar durur yakmasınada
    Ne anlar ki saklanmaktan
    Bilmez mi ki ben bıkmam ?
    Ne aramaktan ne yanmaktan…

    AŞK AYAZDIR

    Kim demiş aşktır; hep sevişmek
    Kim demiş aşktır mutlu olmak
    Aşk ayazdır, aşk yalnızdır bilmezler mi ?
    İşte bu yüzden ayrılmadan öpüşür,
    Çünkü her aşık bilir ki ayrıyken çok üşür…

    Share
     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel